top of page

YENİ BİR DIŞ POLİTİKA ARACI: SAVUNMA SANAYİ VE TÜRKİYE’NİN KÜRESEL ROLÜ

  • Orhan Albayrak
  • 16 Haz
  • 3 dakikada okunur

Son on yılda, Türkiye'nin savunma sanayisi, millileştirme çalışmaları, teknoloji yatırımları ve stratejik hedeflerle birlikte güçlü bir itici güçle yönlendirilen hızlı bir dönüşüm geçirdi. Beşinci nesil savaş uçakları, jet pilotu eğitim uçakları ve insansız hava araçları (İHA'lar) üretmeye kadar farklı ürün yelpazesine sahip olan Türkiye hem bölgesel hem de giderek küresel bir savunma aktörü olarak ortaya çıktı. Bu gelişmeler yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonel yeteneklerini geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda ülkenin dış politika dinamiklerini de önemli ölçüde etkiledi. Türkiye, bir savunma ihracatçısı ve stratejik ortak olarak büyümeye devam ederken, savunma sanayisindeki performansını uluslararası ilişkilerde bir politika aracı olarak da kullanmaktadır.

En dikkat çekici dönüm noktalarından biri, Türkiye'nin Endonezya'ya 10 milyar doların üzerinde değere sahip 48 KAAN savaş uçağı ihraç anlaşmasıdır. Bu hamle, Türkiye'yi beşinci nesil savaş uçağı üretebilen seçkin birkaç ülke arasına yerleştirerek Güneydoğu Asya'da yeni bir stratejik iş birliği potansiyeli yaratmaktadır. Benzer şekilde, şubat ayında gerçekleşen Endonezya'ya 60 adet TB3 İHA satışı, Türkiye'nin İHA pazarındaki gücünü pekiştiren ve dikkat çeken bir anlaşma olarak öne çıkmaktadır.

ree

Benzer pek çok gelişmeyle birlikte, Türk savunma ihracatı 2013'te 1,9 milyar dolardan 2024'te 7,1 milyar doların üzerine çıktı ve Nisan 2025'te aylık bazda 539 milyon dolar ile rekor kırdı. Akıncı İHA, HÜRJET ileri eğitim uçağı, HİSAR hava savunma sistemleri ve yakında piyasaya sürülecek MİLDEN denizaltısı gibi önemli platformlar, Türkiye'nin savunma portföyünün çeşitlendirirken, gelecekteki satış beklentilerimizi de olumlu yönde etkilemektedir. Satışlardan elde edilen gelirin yanı sıra, satış yapılan ülkelere verilen askeri eğitimler, uzun vadeli iş ilişkileri (bakım, yedek parça) ve off-set imkanları Türkiye’nin diğer ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirerek küresel düzeyde rolünü ve etkisini artmaktadır. Türkiye'nin savunma sektöründe artan öz yeterliliği ise diplomatik manevra kabiliyetini genişleten önemli bir unsurdur. Türkiye, geleneksel Batılı tedarikçilere bağımlılığını azalttıkça bağımsız dış politikalar benimsemek adına kendisini daha rahat konumlandırmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin NATO ve ABD ile olan ilişkilerine de yansımaktadır. Özellikle, CAATSA kapsamındaki yaptırımların yumuşaması, olası F-16 satışları ve F-35 programına yeniden giriş konusunda olumlu sinyaller gözlemlenmektedir. NATO düzeyinde ise, 3 yılı aşkın bir süredir devam eden Rusya – Ukrayna savaşı, Türkiye’nin savunma ve saldırı kapasitesiyle küresel rolünü bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkemizin savunma kabiliyetleri, mevcut politik konjonktürde NATO’daki rolümüzü önemli ölçüde artırmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin büyüyen savunma kapasitesi, Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden şekillendirmektedir. İleri teknolojilere sahip önemli bir NATO müttefiki olarak Türkiye, özellikle Rusya - Ukrayna savaşında Avrupa'nın doğu kanadını güvence altına almada vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. AB - Rusya siyasi gerginliği devam ederken Türkiye’nin bölgedeki arabulucu rolü ve askeri kapasitesi pragmatik iş birlikleri için fırsatlar sunmaktadır.


Son olarak, savunma sanayimizdeki kabiliyetlerimizin ve ürün gamımızın gelişmesiyle birlikte Afrika ve Orta Doğu'da, Türkiye'nin savunma ürünleri hem teknolojik yeteneğin sembolleri hem de diplomatik etkileşim araçları haline gelmiştir. Nitekim, Fransa sonrası Afrika kıtasında Burkina Faso, Çad ve Nijer gibi ülkelerde pozisyon almak isteyen uluslararası aktörler bulunurken Türkiye’nin yalnızca askeri unsurlarıyla değil, aynı zamanda yumuşak güç unsurlarıyla da varlık göstermesi oldukça kritiktir. Türkiye özellikle, “drone diplomasisi” ve savunma ihracatı yoluyla yumuşak gücünü genişleterek karşılıklı çıkarlara ve iş birliğine dayalı yeni stratejiler kurmaktadır.  Savunma ihracatlarımızın sürdürülebilir olması, Türkiye’nin Afrika politikasının başarılı olması ve bölgedeki etkin rolü için oldukça önemlidir.


Son on yılda yaşanan gelişmelerle birlikte, Türkiye'nin savunma sanayisi, uluslararası stratejisinin merkezi bir ayağı haline geldi. Artan savunma ihracatı, teknolojik bağımsızlığı ve küresel rolüyle Türkiye, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinde önemli bir aktör olarak kendini yeniden konumlandırmaktadır. Ancak bu dönüşüm, sürdürülebilir yatırım, yeterli insan kaynağı ve jeopolitik dengeleme ihtiyacı gibi zorluklarla birlikte gelmektedir.


Yine de Türk savunma sanayisindeki ilerlemeler, ülkemiz için uluslararası arenada yeni fırsatlar yarattı ve yeni ortaklıklar oluşturarak Türkiye’nin hızla değişen küresel düzendeki rolünü yeniden tanımlamasını sağladı. Bu nedenle, savunma ve diplomasinin kesişimi, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin dış politika yörüngesini şekillendirmeye devam edecektir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page