AĞIT
- 5 Eyl 2025
- 1 dakikada okunur

Fecrin sis tutmuş ufkuna bakarken elimde bir yarım sigara. Geleceğimi düşlüyorum. Evliliğin arifesinde tatlı bir hayâlin içindeyim belki diyorum çok geçmeden bir de çocuk âh daha ne isterim? Sabah ezanı ağuşumu dolduruyor. Serde erkeklik var, yine havsalam hiç dokunmadığım, görmediğim, hissetmediğim bir soyut kavramla kaplanıyor. İstemsiz, nedensiz dilime bir mısra yapışıyor “Sevmedim ülküden başkasını”. Türklük diyorum, boğazım düğümleniyor. Hayatın olağanca akışına kapılıp giderken, ölü yapraklar içimde çiçek olmuş açarken adını bilmediğim bir his böğrümde bir sızı bırakıyor. Şu dünyevî dertlerin arasına on sekizimde cami avlusundaki suretim sıkışıyor. Musallada bir körpe oğlan, arkasında saf tutmuş bir şehir. Ağızlarda önce tekbir sonra “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” nârâsı. Otuzuma tırmandığım şu mesutluk günlerimde neden aklımda bu anı? İşte bütün soru da bu ya. Dedemiz şehit, dostumuz asker, çocukluk hâyâlimiz o kutlu üniforma. Bu satırları okuyanların bir kısmı ne aforizma parçalamış diyecektir ancak hakikât bu. Henüz lise çağında yağmurun altında sırıl sıklam yemin eden dünkü çocuklar, mutlu zamanlarında bile asıl mutluluğu bir bilinmez ülküde arıyorlar. Çakıroğlu’nu katledenler, yine özgürlük sloganlarıyla boy boy ekranlarda raks ederken; bizler eski dertlerin kalbimizde bıraktığı külleri harlıyoruz. Lâkin bu sefer başka bir dert sol yanımıza oturuyor. Dün beraber yeminler ettiğimiz “ülküdaşlarımız” bugün karşı safta. Ölümden daha acı ne var deselerdi, binbir cevap verirdik de dünkü dostlarımızın bugünkü sessizliğini bir an olsun düşünmezdik. İşte hayat dedikleri iki nefes arası sürenin bizleri bu duruma getirdiği gerçeğiyle yüzleşiyorum. Türk’ün asil evlatları yine kalkar elbet de yerinden bu çivinin bıraktığı iz silinir mi ki yürekten? Son satırları “eski ülküdaşlarımıza” armağan ediyorum: “Asra yemin olsun ki hüsrandasınız.”.




Yorumlar