top of page

KANUNLARIN RUHU KİTABI ÜZERİNE BİR İNCELEME

  • 6 Şub
  • 3 dakikada okunur

1748 yılında ünlü Fransız düşünür, siyaset filozofu, yazar ve yargıç olan Montesquieu tarafından yazılan Kanunların Ruhu Üzerine kitap içerisinde, kitap adıyla adlandırılan 31 bölümden oluşmaktadır. Kuvvetler ayrılığını, hukukun çeşitleri ve kökenleri üzerine incelemeleri ve anayasa temelli hükümet yönetimi temalarındaki fikirlerini tarihsel, felsefi, hukuki, sosyoloji ve coğrafi olarak ifade etmektedir.


İnsanların toplum içinde yaşamak üzere yaratıldıklarını söyleyen yazara göre kanun koyucular, bir sözleşme sonucu siyasal bütün olarak hayatlarına devam eden insanların birbirlerine karşı olan sorumluluklarını unutmamalarını sağlamaktadırlar. Ayrıca, yazar bu unutmamayı sağlama sürecinde başvurdukları yöntemi medeni ve siyasi kanunlar meydana getirmek olarak değerlendirmektedir. İnsanlar birlikte yaşamanın ve mülkiyetlerinin devlet güvencesi tarafından korunmasının verdiği huzurla zayıflıklarını ve doğa yaşantısındaki korunmasızlığını unutmakta ve her topluluk kendi gücü ölçeğinde faaliyet göstermeye başlamaktadır. Ancak bu noktada topluluklar arası bir savaş durumunun meydana gelmesi riskinin bulunduğunu ve bu riski ortadan kaldırma gücüne haiz yapının ise ‘’Devletler Hukuku’’ olduğunu ifade etmektedir. Devletler hukukuna göre barış zamanı ülkeler birbirlerine ellerinden gelenin en üst düzeyinde yardımda bulunacak ancak savaş zamanında ise kendi ulusal çıkarlarını korumak koşuluyla birbirlerine en az zararı vereceklerdir. Bu noktadan hareketle devletler hukukunda barış zamanında iyiliğin bir sınırı olmamakla birlikte savaş zamanındaki kötülük eylemlerinin bir ölçülülük ilkesi gereğince gerçekleştirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ölçülülük ilkesinin kendi ve düşman devlet ulusal çıkarlarıyla olan öznel ilişkisi gibi milletlerin yönetim şekillerinin de milletlerin özel yapısına en uygun olan şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Montesquieu’ya göre 3 yönetim şekli bulunmakta ve bunlar sırasıyla; ‘’Cumhuriyet, Saltanat ve İstibdat’’ olarak ifade edilmektedir. Her yönetim biçiminin olumlu-olumsuz yönlerini ve içinde barındırdığı çeşitlerini anlatmakla birlikte kitap yorumu olarak aristokratik bir cumhuriyet savunusu anlaşılmaktadır. Herkesin seçmeye ehliyetli olmakla birlikte seçilmeye yeterliliği olmadığını ifade eden Fransız yazara göre Cumhuriyetin ana ilkesi Fazilet; Saltanatın Onur (Şeref) ve İstibdatın (Despotizm) korku olarak ifade edilmektedir. Cumhuriyet yönetimindeki fazilet ilkesini cumhuriyet sevgisi olarak ve bu sevgiyi de vatan sevgisi olarak ifade etmektedir. Vatan sevgisinin insanı ahlaka ve ‘’iyi ahlakın’’ da insanı vatan sevgisine götüreceğine inanmaktadır.


Montesquieu kitap boyunca bürokrasi, devlet teşkilatlanması, yönetici ve yönetim biçimi özellikleri ve iklimsel siyaset sosyolojisi hakkında görüşlerini tarihsel örnekler ve yorumlamalar ışığında açıklamakta ve bunu yaparken fazilet, onur ve korku gibi insani duyguların siyaset alanındaki kullanım şekillerinden yararlanmaktadır. Bunlara ek olarak, örneğin utanma ve küçük düşme duygularının ılımlı hükümet biçimlerinde yurttaşları suça karışmaktan önleyici rolüne de değinmektedir. Öte yandan, insani duygular ve kanun ilişkisini anlatırken milleti oluşturan insanların kültürel alışkanlıklarını ifade eden geleneklerin de kanunla olan ilişkisine anlatımında yer vermektedir. Örneğin, kadınların Cumhuriyet yönetiminde kanun açısından hür anca ahlak kuralları ve gelenekler açısında esir olduklarına dikkat çekmektedir.


Açgözlülüğü, başka devletlerin topraklarına demokrasi götürme amacıyla bile istilada bulunmayı ve savaşı eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren yazar Cumhuriyet sınırlarını kendi öz topraklarıyla yetinen bir küçük ülke olarak belirlemektedir. Saltanatta orta büyüklüğü ve istibdatta büyük sınırları belirleyen yazar yönetim kolaylığı açısından Cumhuriyeti ön plana çıkarmakla birlikte konfederatif cumhuriyet birliği yapısına da değinmektedir. Konfederatif cumhuriyet birliği yapılanmasıyla küçük cumhuriyetlerin hem birlik içi huzurdaki hem de dış tehditlere karşı olan savunmadaki yüksek kuvvetine dikkat çekmektedir. Ordu beslemenin maliyetine ve vergilerin yurttaşlarda yarattığı tahribata yönelik eleştirilerde bulunan yazar, ülke sınırlarının arttığı oranda beslenecek asker sayısındaki artışa da hazırlıklı olunması gerektiğini söylemektedir. Bu noktada, ‘’Devlet, gelirini milletin verebileceği şeye göre değil vermesi gerektiğine göre düzenlemeli’’ diyerek yurttaşları korumaktadır.


‘’İnsan mahkemelerinin işlerini, öteki dünyanın mahkemelerinin hükümleriyle düzene koymak olmaz’’ diyen yazar kanunlara ve hukuka laik bir bakıştan yaklaştığını açıkça göstermektedir. Bu noktadan hareketle, yeryüzündeki yargı sürecini ve toplumsal huzuru sürdürmesi amacıyla hazırlanan kanunların; ‘’ölçülü, yapılma amaç bağının korunması, özlü, arı dilli, her insanda aynı manaya gelen, kesin, etkili ve temiz’’ olması gerektiğini belirtmektedir.


Özetle, Montesquieu kanunların yapılmadan önce adalet bağları olduğuna inanan; yapılma süreçlerini ve kavramsal olarak haiz olması gereken özellikleri anlatan; yönetim biçimlerini üçe ayıran ve iklimsel siyasi sosyoloji ile kanun ve yönetim biçimi arasında bağ kuran bir eser ortaya çıkarmıştır.

Yorumlar


bottom of page