Patent Trolleri: Fikri Mülkiyet Sistemine Yönelik Bir Tehdit
- Onur Güner
- 16 Haz
- 3 dakikada okunur
Patent trolleri uzun süredir patent sahipleri açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu kavram ilk kez 1994 yılında Intel’in eski baş hukuk müşaviri Peter Detkin tarafından kullanılmıştır. Zaman içinde patent trolleri daha da güçlenmiş, devletler ise kamu ve özel sektör kurumlarını bu tür yapılardan koruyabilmek adına çeşitli politikalar üretmeye başlamıştır. Ancak, patent trollüğüne ilişkin net ve evrensel bir tanımın yapılmamış olması, bu alanda kapsamlı ve kalıcı çözümlerin geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Mevzuattaki boşluklar ve belirsizlikler, patent trollerinin farklı yollarla avantaj elde etmelerine imkân tanımakta ve bu durum kurumlar açısından ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Öte yandan, patent trollüğüne karşı alınan önlemler, dolaylı olarak kurumların ekonomik direncini artırmakta ve uzun vadede olumlu katkılar sağlamaktadır.

Patent trollüğüne ilişkin yasal bir tanım birçok ülkede bulunmamaktadır. Ancak, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün yaptığı patent tanımı bu konuda temel bir referans oluşturmaktadır. Bu tanıma göre patent; başvuru üzerine bir kamu otoritesi tarafından verilen, bir buluşu tanımlayan ve bu buluşun sadece patent sahibinin izniyle üretilebileceği, kullanılabileceği, satılabileceği ya da ithal edilebileceği yasal bir koruma belgesidir. Bu genel çerçeveye rağmen, “patent trollüğü” kavramının akademik ve hukuki anlamda ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Modern sözlüklerde de bu kavrama ilişkin birleşik ve kesin bir açıklama yer almamaktadır. Bununla birlikte, ürün geliştirmeyen ya da üretmeyen, ancak belirli bir teknolojiyi kullanan firmalara karşı, bu teknolojinin münhasır haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle dava açmak amacıyla patent alan kişi veya şirketler patent trolü olarak değerlendirilmektedir. Bu tür yapıların temel amacı, sınai mülkiyet haklarının yasal koruma sürecini kötüye kullanarak hukuki yollardan ekonomik kazanç elde etmektir. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse, patent trolleri şunları yapmaktadır: Bir teknoloji veya icat üzerinde patent edinmektedir ancak bu teknolojiyi ve/veya icadı kendileri kullanmamaktadır ya da piyasaya sürmemektedirler. Ardından, bu teknolojiye ve/veya icada benzer veya aynı özelliklere sahip ürünler üreten firmalara karşı "patent ihlali" iddiasıyla dava açmaktadırlar. Genellikle bu firmalar büyük, yenilikçi ve kaynakları bol olan şirketlerdir. Uzun süren dava süreçleriyle karşılaşmayı istemeyen şirketler, tazminat ödemeyi ya da anlaşma yoluna gitmeyi tercih edebilmektedir.
Patent trollüğü yalnızca ekonomik zararlar doğurmakla kalmamakta, aynı zamanda dünya genelinde patent hukukunun temel ilkelerine de zarar vermektedir. Bu tür faaliyetlerin son yıllarda hız kazandığı gözlemlenmektedir ve bu durum, etkili bir koruma mekanizmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ancak kavramın farklı kesimlerce farklı şekillerde tanımlanması, çözüm önerilerinin de dağınık ve çeşitli olmasına yol açmaktadır. Patent trollerinin artan faaliyetleri, ülke ekonomileri üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır. Açılan davalar, üretken işletmelerin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden olmakta ve bu da yenilik yapma isteğini ve motivasyonunu olumsuz etkilemektedir. Trollüğün sağladığı yüksek kâr, bu tür yapıların zamanla evrilerek daha farklı yollarla faaliyet göstermesine ve mevzuattaki boşluklardan yeni şekillerde yararlanmalarına neden olmaktadır. Avrupa ülkelerinde patent trolleri genellikle daha sınırlı hareket edebilmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bazı Avrupa ülkelerinde dava süreci başlamadan önce yargılama masrafları için teminat ödenmesi talep edilebilmesidir. Bu tarz uygulamalar, patent trolleri üzerinde önemli bir caydırıcılık etkisi yaratmaktadır.
Patent trollüğüne karşı alınabilecek bazı önlemler bulunmaktadır. Bunlardan ilki, trolleme mağdurlarının korunması amacıyla zorunlu sigorta sisteminin hayata geçirilmesidir. Böyle bir sistem, patent sahiplerinin gereksiz dava masraflarından korunmasını sağlayabilir ve kendilerini hukuki süreçlerde savunmaları için daha yüksek bir motivasyon oluşturacaktır. İkinci öneri olarak, patent ofislerinde gelişmiş bilgi teknolojilerinin ve yazılımların devreye alınması, özellikle elektronik başvuruların daha erken safhada incelenip trollerin başvurularının reddedilmesini sağlayabilir. Bu uygulama, fikri mülkiyet haklarının korunması alanında devlet politikaları açısından güçlü bir araç olacaktır.
Son olarak, patent sahiplerinin potansiyel tehditleri önceden görebilmesi için düzenli olarak patent araştırması yapmaları faydalı olacaktır. Bu tür araştırmalar, benzerlik gerekçesiyle açılabilecek davaların önünü kesmeye yardımcı olabilir. Tüm bu önlemler, patent sisteminin asli işlevini koruyarak, yenilikçiliği destekleyen bir yapının sürdürülmesini sağlayacaktır. Özellikle belirtmek gerekirse, patent trolleri, üretim gerçekleştirmeden sadece dava açarak kazanç sağlamayı hedefleyen yapılar olarak hem yeniliklerin önünü tıkamakta hem de ekonomik zararlar yaratmaktadır. Bu tür uygulamaların artması, patent sisteminin temel görevine tehdit oluşturmakta ve hukuk sisteminin suistimaline yol açmaktadır. Patent trollüğünün önlenmesi için etkili yasal düzenlemeler, caydırıcı mali yaptırımlar ve teknolojik denetim mekanizmaları gibi araçlar önem arz etmektedir. Böylece, patent sistemi gerçek sahiplerini koruyan, adil ve yenilikçiliği teşvik eden bir hale gelebilir.







Yorumlar